My Photo
Blog powered by TypePad
Member since 08/2006

December 2008

Sun Mon Tue Wed Thu Fri Sat
  1 2 3 4 5 6
7 8 9 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31      

« May 2008 | Main | July 2008 »

24 June 2008

Tatilim geldi hey hey hey....


Son yazdığım post'tan beri değişen çok bir şey olmadı. Özetle tur, tur,tur,tur ve yine tur'dan ibaretti hayatım. Herkes çalışıyor biliyorum ama biz rehberler çalışırken herkesin iki ya da üç misli çalışıyoruz. Sabah 05:30 kalk ertesi sabaha karşı 03:00 gibi yat, tekrar ertesi sabah ve yine ertesi gün, gece aynı saatlerde yat, kalk.. biraz yorucu oluyor haliyle. Hele de yaş 40'a dayanmışken neredeyse.

Beril'i neredeyse hiç göremedim. Kızım evinde bir ayda toplamda 5 gün geçirmiştir herhalde. Ya anneannede ya babaannede kalıyordu o sıralar. Geçenlerde bana "Anne babaannede bir kalayım noolur" diye yalvarıyordu ( bir gece demek bu). O kadar bezmiş ki.. Halbuki babaannesinde kalmaya da bayılır çünkü en hoş tutulduğu ev orası.

Arada yaptığım turların anlatmaya değecek tarafı yok. Az paraya çok iş sömürü usulü yapılan işlerdi iki tanesi. Ama sustum şimdilik, bundan sonrasında kabul etmek konusunda daha bir düşüneceğim, öyle hemen atlamayacağım işin üstüne. Ağır rehber abla olmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Son yaptığım turun en güzel tarafı Beril'in de turuma katılmasıydı. Turun son günüydü ve sadece brunch'lı boğaz turu yapıp grubu havaalanına götürecektim. Koca'da uyumak isteyince pazar günü "hadi neden olmasın hem hafif tur hem de Beril ne zamandır istiyordu bir deneyelim bakalım" dedim. İlk ve son olacak bu tur macerası Beril belli bir yaşa gelene kadar.

Sabah çok heyecanlıydı kızım. Saat 07:00'de benimle birlikte kalktı, giyindik ve taksiye atlayıp otelin yolunu tuttuk. Önce ona kahvaltı ettirdim. Benim turistler buna "bonjour " diyor ama bizimkinde bırakın bonjour'u günaydın bile yok. Ben de "ehe ehe kusura bakmayın kısmetse seneye fransızca öğrenecek o zaman konuşur inşallah" dedim ezik büzük. Sonra otobüse bindik Kabataş'a tekneye gidiyoruz. Ben programı anlatıyorum, biraz muhabbet ediyorum. Beril" Anne naapıyorsun, niye konuşuyorsun o elindekiyle, konuşmaaaaa" diye mızırdandı. Tekneye bindik, nefis bir hava, manzara. Tabii benim alışık olduğum bir manzara, ama kızım heyecanlı. Ben sarayları, yalıları, köprüleri, camiileri anlatıyorum bizimkinin sürekli çişi geliyor, karnı acıkıyor,susuyor. Hadiii mikrofonu kapat aşağı in çiş yaptır, yedir, içir, v.s.

 

Allahtan grubum çok nazik ve anlayışlı, sevecen insanlardan oluşuyordu da hep gülümsediler halime!!!

Sonuç olarak Beril'le iş çok zor ama denedik ve gördük aklımızda kalmadı. Tabii karnımdayken bu turlar daha sorunsuz ve keyifli oluyordu. Gerçi son aylarda turistler koca karnıma ve nefesssiz kalmış halime dehşet içinde bakıyorlardı!!!

Dün Beril'in po.posuna gelen bukleli bebeklik saçlarını kestirdik. İçimiz cız ede ede. Neredeyse 3 yaş 9 aylık olan kızımın saçlarına kıyamamıştık bugüne kadar ama baktık bunun sonu yok, geceleri boynuna dolanıyor babasının tüm itirazlarına rağmen çocuk kuaföründen randevu alıp kestirdik o güzelim bukle bukle saçlarını. Kuaför kırk saat dil döktü, küçük hanım zar zor oturdu arabadan yapılmış koltuğuna. Kestirmem de kestirmem diye yalvardı. Ama kuaför abisi ona çizgi film koyup bir de eline oyuncaklar verince bizimki sakinleşti. Saçlarının bir kısmını zarf içinde bana verdiler hatıra olsun diye. Çok kestirmedik zaten bir karış kadar. Yani değişen bir şey yok aslında Saçları kesilince bir de fön çektiler kuzucuğuma aman bizimki bir memnunki anlatamam. Kendini pek bir büyümüş hissetti.Çıkınca bana" anne sen çok mu mutlu oldun saçımı kestirdin diye?" sordu yüzünde kocaman bir gülücükle..

Beril şimdi anneanne ve dedesiyle yazlıkta, hatta havuzda. Bu hafta da iki gün çalışıp cuma akşamı yanına gideceğiz karı koca. Nihayet hakettiğimz tatilimize kavuşuyoruz. Ohh beee...

Artık kısmetse oradan havadisleri yazarım. Herkesin tatili bol olsun.

04 June 2008

Bir ara...

 Neredeyse bir aydır bloga yazmıyordum, bir şeyler karalayayım artık dedim. Ben girmeyeli typepad'in template'i bile değişmiş. "Yuhh" dedim kendime. Sen tembellik yapa dur daha...

Canım yazmak istemedi ne yalan söyleyeyim. Bir kere iş hayatım çok yoğun tempoda. Ben biliyordum zaten böyle olacağını, sürekli diyordum "eyy anaç sütlaç hanım senin bu günlerin geçici sen bol bol yoğur ekmekleri, yap poğaça, börekleri. Bak şimdi gezgin rehber alıp alıp başını gidiyor sen de sindin kaldın işte kuytu köşelerde naberr??"

Belki de yaz geldi ondanmıdır yazma isteğimin kaybolması? Bakıyorum da takip ettiğim diğer bloggerlarda aynı rehavet içinde. Neyse ki yalnız değilim bu konuda. Aslında anlatılacak, yazılacak çok şey vardı ama elim gitmedi. Hele bir D.arıca hayvanat bahçesi gezimiz vardı ki evlere şenlik. Neresinden tutsanız olmuyor olamıyor. Zannettim ki bu konuda da çok gelişmiş bir ülkeyiz. Aman ne de güzeldir, ne de renklidir hayvanat bahçemiz. Gülhane'den beri çok değişmiştir, çok daha gelişmiştir. Pöhhh!!!

Zavallı hayvanlar, ben onların yerinde olsa bir gece ansızın kaçarım. O ne pislik, o ne zavallılık. Hayvanlara dışarıdan yiyecek vermeyin diyorlar bizim vatandaş cips atıyor!!!

S7300795

S7300801 İnsan şu şempanzeleri görünce acaba mı diyor? tövbe tövbe bu kadarmı benzerlik olur!  

S7300815 

Beril çok sevimli bir keçiyi beslerken..

S7300830 

S7300822

En güzel resimleri bulup koydum buraya. Yalan yok, bence hayvanat bahçemizin durumu içler acısı. Önce kendimi hayvanların doğal ortamı bu diye ikna etmeye çalıştım ama etrafta biz insanların yaptığı pislikleri ve hayvanların bakımsızlıklarını görünce işte memleketimden manzaralar dedim. Etrafta sigara izmaritlerimi, plastik çöp poşetlerimi, yerlere atılmış cips, bisküvi paketlerimi, kağıt mendillermi, neler neler...

Umarım sevgili kızım bir daha tutturmazda oraya tekrar gitmek zorunda kalmayız çünkü benim kalbim dayanmadı gördüklerime.

Dedim ya ben bu sıralar çok tembelim, beni mazur görün. Aslında her gün buradayım ama yazmaya mecalim yok. Belki arada bir uğrar bir şeyler karalarım ama en azından şu iş yoğunluğu bitene kadar hoşçakalın...